Zamansız Mektuplar logo

Zamansız Mektuplar

Arşiv
9 Ocak 2026

Ocak 9

Bugün Substack yerine Buttondown kullanmayı denemek istedim. 100 aboneye kadar ücretsizmiş ve o kadar aboneye ulaşacağımı zaten sanmıyorum.

Bu mektupları günlük gibi üretmek niyetindeyim. Ne yaptığımı, ne yazdığımı, ne gördüğümü paylaşacağım. Bir zamanlarki yevmiye serisi gibi. Hayatında ne oldu? Ne düşündün?

Eski yazıları nasıl gruplayacağımı düşünüyorum. Kitaplaştırmak bir fikir ama sıralamak, indekslemek, ben bu konu hakkında daha önce ne demişim diye bakmak ayrı ayrı iş. Yazıyı yazmayı seviyorum, dönüp kendimi araştırmaktan keyif almıyorum. Ancak yazdıklarıma bakmak gibi bir vazifem varmış gibi de geliyor. 

Yapay zekayı bir asistan gibi kullanabileceğimi düşündüm. Büyük Dil Modellerinin kelimelerin, cümlelerin, yazıların birbirine benzerliğini bulmak gibi bir özelliği var. Bu özelliği kullanıp, bu yazıdaki konular hakkında geçmişte ne düşünmüşüm diye soracağım bir program yapabilirim. Sonra bunlara bakar, düzeltilebilecek kısımlarını düzeltirim. Yapay zekanın insani kullanımı.  

İnsanlar hakkındaki düşüncelerin onların gerçek hallerinin uyuşması iki yıldırımın aynı anda aynı yere düşmesi gibi. Aynı yere mi düştü? Aynı anda mı düştü? Tam olarak nerede ayrıldı? 

Tam bir benlik ve düşünce olmadığını söylüyorsun. Tam bir benlik ve düşünce olmadığına göre -- nasıl olup da kendini göreceksin? Kendini göremezken, başkalarını oldukları gibi gördüğünü nasıl iddia edebilirsin?

Din ve sosyal kurumların hepsi insanın temelindeki yıldırımın nereye düşeceğini belirlemeye çalışan kurumlar. İnsana can veren yıldırımın dünyaya düşmesinin yol açtığı duyguların, hissiyatın, düşüncelerin, hayallerin, gölgelerin, ihtiyacın, isteklerin, arzuların anlamının ne olduğunu sana anlatan,  bunların sosyal manada bir önemi olduğunu ve kendin de dahil yapıp ettiklerinin bir anlamının olduğunu sana öğreten kurumlar. İnsana kim olduğunu ve nasıl düşünmesi gerektiğini öğretiyorlar.

Benlik de diğer bütün yapılar gibi inşa edilen, başkalarından öğrendiğimiz bir şey. O benliğin kendini ifade etme yöntemleri de, duyguları da böyle.

İnsanların beni şekillendirmek istediğini görüyorum. Beni kendi iyiliğim için bir takım hallere sokmaya çalışıyorlar. Daha anlaşılır konuşmalısın. Daha iyi anlatmalısın derdini. Daha çok gezmelisin. Daha çok kazanmalısın. Daha bilmemne bilmemne bilmemne. 

Bunların hepsi benim iyiliğim için tabii ki. Bazıları sanki daha çok onların iyiliği için ama genelde benim iyiliğim için. 

Bunların bazılarına zamanla ben de inanıyorum. Daha çalışkan olmam gerektiğine, daha iyi olmam gerektiğine inanıyorum mesela. İnsanları daha çok sevmem gerektiğine inanıyorum. Bazı duygularımı daha iyi ifade etmem gerektiğine inanıyorum. 

Sonra bu inançların hepsinin de aynı yerde düğümlendiğini görüyorum. Bana kim olduğumu, kim olabileceğimi, ne yapabileceğimi bu şekilde öğrettiler. Çünkü onlara da bunu bu şekilde öğretmişlerdi. Benlik ve etrafındaki öğrenilmiş bir çaresizlik. 

Dün bir sunum yaptım. İstediğim kadar iyi gitmedi. Herhangi bir feedback yoktu. Kötü de değildi tam olarak ama iyi de değildi. Unutulacak, kaybolup gidecek bir şey. Kötü demeleri moralimi bozardı. İyi deseler inanmazdım. Övülünce kendime bakıp impostor görüyorum. Ortada övecek kimse yok. Utanıyorum. Kimse bir şey konuşmadığında da anlamadıklarını düşünüyorum. Anlamadıklarında da kendimi kötü hissediyorum. Anlamaları beni vazifemmiş gibi. 

Bunu bana eski patronum B. söylemişti. İnsanların genel olarak konuşmalarımı anlamadıklarını düşünmeye başladım. 

Doğu ve Batı kültürlerinde böyle bir fark varmış. Batı’da anlaşılmak konuşanın vazifesi. Doğu’da anlamak dinleyenin vazifesi. Bu aradaki fark Çin’in ne kadar gelişirse gelişsin Batı’nın yerini alamayacağını izah ediyor. 

Anlaşılır olmak için kendine ne kadar gem vurursun? Anlaşılır olmaya çalışırken kendini kelimelere ne kadar esir etmen gerekir?

Sıradaki gelişmeleri kaçırmayın. Abone olun Zamansız Mektuplar:
Bu e-postayı paylaş:
Twitter'da Paylaş E-posta ile Paylaş Bluesky'de Paylaş
Bu e-posta size Buttondown tarafından sunulmuştur, bülteninizi başlatmanın ve büyütmenin en kolay yolu.